İşaretli yazıyı okutmak için tıklayın. Günaydınmilas.com GSpeech
MILAS
marketlerlogo2.png

twt-btn.pngfb-btn.png

videoana_246a7.png

giydirme1.gif

 

giydirmealt.gif

giydirmealt-2.gif

 
 
 
 
 
 

paylas2_0ca43.png
 
Duyarlılığını Göster Haberi Sen de Paylaş

can-pulak.jpgTopraklarımızı 11 milyon fidanla buluşturma projesi, gerçekten her övgüye değer bir girişim. Keşke daha önce akıl edilse ve ormanlarımızdaki çok büyük tahribatın bir miktar da olsa önüne geçilebilseydi… Ama olsun, geç veya erken iyi bir işe girişilmiş. Doğru bir iş yapılmış.
15 yıldan fazladır ki, doğruya hasretiz. Yanlışla yaşamaktan, aldanmaktan ve aldatılmaktan çok çektik. Bari yıllar sonra kavuştuğumuz tek doğrunun kıymetini bilelim. Yıllarca ağaç seferberliği için uğraştım. Hatta devlette görevliyken (bir dikili ağacım olsun) kampanyasını başlattım. Rahmetli Cumhurbaşkanı Kenan Evren ile Marmaris’te halkın ve öğrencilerin de katılımıyla binlerce fidan diktik. Bugün o fidanların yerinde yeller esiyor. Demem o ki, ekmek iyi de bakmak ve büyütmek daha da önemli. Eskiden hatıra ormanları vardı. Dileyene Orman Genel Müdürlüğü yer gösterir, binlerce fidanın dikimine imkân sağlardı. Kurumlar, okullar, varlıklı insanlar çok sayıda hatıra ormanı yaratmışlardı. Şimdi gidin bakın o yerlere, bazılarının sadece silik tabelaları duruyor. Fidan midan hak getire…
Gösteriş tarafımız güçlüdür bizim. Dostlar alışverişte görsün der, koşarız her kampanyaya. Ama gerisini getiremeyiz bir türlü. Diktiğimiz fidanları keçi mi yemiş, yol mu geçmiş üzerinden, istimlak mi etmişler dikim yerlerini, onlara aldırmaz kafa yormayız. Belki 50 yıldır yazarçizerim, her iktidara proje götürürüm, ormanların korunması ve geliştirilmesi konusunda yol gösteririm. Görevim değil ama bir çevreci olarak, ülkesini seven bir insan olarak üşenmeden didinir, dilimde tüy bitiririm.
Bizim bürokratların ve özellikle ormancıların çok kötü bir huyu vardır. Kendilerinden gelmeyen hiçbir teklifi ciddiye almazlar, hatta dönüp bakmazlar bile. Bunu yıllarca gazeteciliğimde de, üst düzey devlet görevinde de çok yakından gözlemledim. Bir örnek olsun diye anlatayım.
Geçmişte, doğumumuzdan ölümümüze kadar hayatımızın her önemli etabında birer fidan dikmemizi sağlayacak bir proje hazırladım. Doğduğumuzda, ilk-orta-lise ve Üniversiteye kaydolduğumuzda ve mezuniyetimizde, askere gidişimizde ve terhisimizde, evlendiğimizde ve çocuk sahibi olduğumuzda birer fidan dikecek ve belgelerini alacaktık. Böylece her Türk yurttaşı yaşamı boyunca 12-14 fidanı, Orman Teşkilatının belirlediği yerlere dikmiş olacaktı. Bu basit proje gerçekleşebilseydi eğer, orman varlığımız çok artacak, ağaçlanmamış yerimiz kalmayacak ve yemyeşil bir ülkeye sahip olacaktık. Ama olmadı işte. Bizim bürokratlara yeni bir iş yüklediniz mi sonuç alabilmek, olmayacak duaya amin demekle eşdeğerdedir.
Yine yangın alanlarının hemen düzeltilerek fidan ekilmesinin yararlarını belirten projeler hazırladım. Ben Orman Mühendisi ya da teknikeri filan değilim. Ormanda yaşayan, yıllarını orman içi köylerde geçiren, bu nedenle tahribatları yakından gözlemleyen doğa aşığı bir yurttaşım. Bu proje de iltifat görmedi, öyle olunca yanan alanlar ya kaçak yapılaşmaya açık tutuldu ya da kontrolsüzlük nedeniyle yarı tarım alanlarına dönüştü. Örnek ararsanız, en çarpıcılarına Ege civarında ve köylerinde rastlarsınız. Gerçi her yerde vardır örnekleri ama en çarpıcıları Ege’dedir.
Durun daha bitmedi. Eskiden bizim gençliğimizde öğrenciler için harika orman kampları vardı. Okulları tatil olduğunda onbinlerce çocuğumuz 15’er günlük devreler halinde bu kamplara gider, doğayla ve ormanla tanışır, bu konudaki gerekli bilgileri alarak, hayatına bir tabiat sevdalısı olarak devam ederdi. Şimdi böyle kamplarımız yok. O kampları yönetecek kişileri bile yetiştiremiyoruz artık. Oysa böyle kamplar yeniden açılsa, tatilini sokaklarda geçirmek zorunda kalan dar gelirli ailelerimizin çocukları, hem doğayla arkadaş olur, spor yapar, denize girer, hem de faydalı öğretilerle geçirirlerdi zamanlarını. Her güzel şeyi yok ettiğimiz gibi, bu imkânları da yok ettik. Tıpkı dünyanın örnek aldığı Çevre İzcileri projemizi de yok ettiğimiz gibi…
Neyse, (eskiye rağbet olsa bitpazarına nur yağardı) dediğinizi duyar gibiyim. Onun için 11 milyondan fazla fidanın dikildiği son kampanyaya döneyim ben yine. Dikkat edin, küçük fidanları keçiler yiyebilir. Ormanın yaptığı ağaçlandırmalarda çok gördük bunu. Onun için her tedbiri almak ve dikim alanlarını çok sık kontrol etmek ve keçileri bu alanlara sokmayacak ciddi çalışmalar yapmak lazım. Yapmazsak, ormanlarımızı değil keçilerimizi güçlendiririz. Bunu bir mizah olarak almayın sakın. Gerçekten keçileri semirtiriz.
Aslında orman konusunda yazılacak çok şey var ama şimdilik bu güzel kampanyaya zarar vermemek lazım. Çünkü 17 yıldır inanılmaz doğa tahribatı yaşıyoruz. Maden ruhsatlarıyla delik deşik ettiğimiz ormanlarımız yüreğimizi yakıp duruyor. Altın arama şirketlerine verdiğimiz izinler sonucu yüzbinlerce değerli ağacımız kökünden kesildi. Yargı izinleri peş peşe iptal ediyor ama kesilen o koca koca değerli ağaçları geri getirebilmek mümkün değil ki…
Neyse, inşallah bu son kampanya hedefine gider de, kaybettiğimiz ormanlık alanlarımızı yeniden yeşertebiliriz. Belki 20, belki 30, belki de 50 sene sonra…

İsrafta dörtnala gidiyoruz. Ekonomimiz zorda ama para musluğunu bir türlü kısmıyoruz.
Gözle görülen, dişe dokunan bir tasarrufa hala şahit değiliz. Milyonlarca işsizimiz var. Önünü göremeyen işletmeler, haklı olarak küçülüyorlar, işçi çıkarıyorlar. Milletin alım gücü iyice zayıfladı. Bunu enflasyon düşüyormuş gibi gösteriyorlar. Gerçeği görebilmek için, bizi yönetenlerin halkın içinde, normal vatandaş gibi yaşamaları lazım.
Sırça köşklerden çıkmayanlar, gerçekleri pembe gözlükle seyredenler, hakikatlerden uzak yaşıyorlar. Öyle olunca kendi zengin hayatlarını, herkesin yaşadığını sanıyorlar. Millet görüyor olanları, şiddetle karşı çıkıyor şatafata, vergileriyle sürdürülen lüks yaşama ve gösterişe illet oluyor. Ama sorumlular işin ciddiyetinin farkında değiller hala. Lüks araçlarla, gereksiz ve çok uzun kortejlerle, güvenlik ordularıyla, kırmızı-mavi ışıklarıyla, canavar düdükleriyle caddelerden geçip duruyorlar. Üstelik de trafiği keserek, halkı öfkelendirerek, günlük yaşamı engelleyerek…
Şunu anlayamıyorum, bu kadar korkuyorsa idareciler, kendilerine güvenemiyorlarsa, halkın içinde rahat yürüyemiyorlarsa, neden böyle yüksek makamlara talip oluyorlar ki..? Halkın içinde yaşamayan, halktan kopuk yöneticiler, halkın sıkıntılarına nasıl çare bulacaklar? Günümüzde devleti yönetenleri koruyalım ama öyle güvenlik ordusuyla filan değil, birkaç deneyimli uzmanla daha başarılı sonuç alırız. Bizim idarecilerimizin öyle polis çemberlerinin arasındaki fotoğrafları, halkı çileden çıkarıyor. Yürekli, cesur idareci görmek istiyor insanımız. Öyle televizyon ekranlarından fırlayacakmış gibi yapılan konuşmalara, her Salı atılan nutuklara, kendisini TBMM’deki seyirci yandaşlarına alkışlatan liderlere kızıyor çoğunluk.
Devletin tasarrufa gitmesini beklerken, hala yeni memurlarla dolduruyoruz kadroları. İşsizliği böyle önlemeye çalışan bir anlayış hakim ortalığa. Mevcut sarayları büyütüyoruz, yeni saraylar yapıyoruz hala. Milletin parasıyla binlerce kişiye verdiğimiz davetlerle öğünüyoruz. Koca koca, lüks ve muhteşem devlet dairelerine sahibiz. 100 kişinin yapacağı işi 1000 kişiye yaptırıyoruz. Dünya internet sistemiyle personel tasarrufuna giderken, biz hala personel balonunu şişiriyoruz.
Milletin israftan böylesine şikayetçi olduğu bir hassas dönemde ben beklerdim ki, bizi yönetenler derhal etkili tedbirler alsınlar. Gereksiz makam otomobili saltanatını sonlandırsınlar. Gösterişli ve kiralık devlet dairelerini elden çıkarsınlar. Mevcutları normalleştirsinler, tasarrufa ilişkin her gün peş peşe genelgeler yayınlasınlar ve yapılan tasarruf çalışmalarını da millete anlatsınlar.
Ayrıca milletin belediyeler aracılığıyla vakıflara akıtılan paralarını da, dinci kuruluşlara ve okçuluk federasyonuyla benzerlerine filan vermesinler. Tasarrufu hedefleyen çalışmalara henüz tanık olamadık. Aksine devlet bütçesine iyice yapışan bu kara deliği daha da büyütüyoruz. Ufukta tasarruf görünmediği gibi, bütçe açığı ha bire artıyor.
Kulağımıza gelenlere üzülmemek mümkün değil. Beştepe’deki ve Okluk’taki saraylarda inşaatlar sürüyormuş. Hele Okluk’ta at çiftliği eksikti sanki onu da tamamlamışlar. Başkanın kızı binecekmiş, atları bile getirmişler köye. Böylesine hassas bir dönemde, milletle dalga geçer gibi bu ve benzeri işlerle uğraşmak, tasarrufu düşünmesi gerekenlere büyük zararlar verir. Merak ediyorum, bunları Başkan’a bir hatırlatan (Şimdi sırası değil, yanlış yapıyoruz) diye uyaran bir görevli yok mu etrafında? Tasarrufa müthiş ihtiyacı olan bu devlette, masrafların kısılması düşünülecekse eğer, buna saraylardan, devlet dairelerinden, gereksiz personel ordusundan, çok lüks araçlardan, gösterişli davetlerden başlamak gerek.
Ayrıca TBMM’deki israfı da iyice kısmak, özel şoförlerden, çifter sekreterlerden, gereksiz danışmanlardan da kurtulmak lazım… Bakan, müsteşar, genel müdürler hariç, diğer resmi araç kullanan personelin altından da, bu araçların mutlaka alınması şart. Bunu becerebilirlerse eğer, inanılmaz bir yakıt, yedek parça, bakım ve personel tasarrufu sağlanır. Devlet kendisine ait binalarda işini rahatça görebilir. O nedenle kiralık tüm lüks binaların sözleşmeleri de sona erdirilmelidir.
Bu koruma ordusuna da bir çare bulmalıyız. Başkanlık, TBMM Başkanı, ana muhalefet lideri, bakanlar, Emniyet Genel Müdürü ve İl müdürleri hariç, tümünün korumasını derhal kaldırmalıyız. Eğer korkan, hayatından endişe eden, başkasına güvenmeden yaşayamayan varsa, onlar da maaşlarını ödeyerek bir veya-iki koruma memurunu Emniyetten alabilirler. Durun daha bitmedi, eski-yeni devlet büyüklerinin eşlerine, çocuklarına koruma personeli ve koruma aracı verilmesini de sonlandırmalıyız. Adam 20 sene önce bakanlık, müsteşarlık yapmış, hala onu koruyoruz ve araç veriyoruz. Bu yanlışı mutlaka düzeltmeliyiz. Artık el kesesinden (devlet) hovardalığa son vermeliyiz. İhalelere filan sıra gelmedi. Ayağımızı yorganımıza denk getirene kadar, yeni ve gereksiz yatırımları durdurmalıyız. Bu konu da çok önemli ama ona da başka bir yazıda yer veririz artık.

can-pulak.jpg

Bodrum için bir şeyler yapılınca öylesine seviniyor ve mutlu oluyorum ki anlatamam.
Gerçi memleketimin her köşesinin gelişimi ve kazanımı da ayrı heyecanlandırıyor beni. Ama Türk turizminin gözbebeği, dünyanın artık bilinen markası, çok kıymetli antik kentimiz Bodrum bir başka işte… Orada yaşıyor olmam, Ankara tarafından ihmal edildiğini görmem, eksik ve noksanlarının tamamlanmaması konusundaki tembellik, üzüntü ve duyarlığımı iyice arttırıyor. Geriye bakınca, son yıllardaki farkındalık, samimi ve ortak taleplerdeki artış, cılız da olsa gelişmeler görülmüyor değil. Ama bütün bunlar yetmiyor. Bodrum’un geleceğini akıllıca kapsayan çalışmalara, projelere ve yatırımlara önem vermek lazım…

Sonraki

Ekran Alıntısı.JPG


Ekran Alıntısı.JPG

radyo-1_2c406.jpgradyo-2_bc756.jpgradyo-3_4e6a6.jpg

 

MILAS

1-e1392026716167.png

2-e1392027888224.png

3-e1392027941568.png

haberihbargf.gif

reklamsabit-icasagi.gif

52 Kıbrıs Gazisine Milli Mücadele Madalyası
Milas Gençlikspor farklı kazanmasını bildi
10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü Mesajları
Vali Hanım Çileğinden Yıllık 20 Milyon Gelir
Ege Bölge Şampiyonasına ev sahipliği yaptık…
Milas’ta da görev yapmıştı… Tutuklandı…
Azmin Elinde Hiçbir Şey Kurtulmuyor
Milas Belediyespor çok farklı

* Tüm hakları saklıdır. Bu sitede yer alan yazı, haber, fotoğraf, video ve sair dokümanların, bireysel kullanım dışında izin alınmadan kısmen veya tamamen kopyalanması, çoğaltılması, kullanılması, yayımlanması ve dağıtılması kesinlikle yasaktır. Bu yasağa uymayanlar hakkında 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca yasal işlem kullanılacaktır.

ihbarhatti_bddec.jpg

İşaretli yazıyı okutmak için tıklayın. Günaydınmilas.com GSpeech